10 Mart 2014 Pazartesi

86. Oscar Ödülleri / Kazananlar Listesi



Törenin bitişinden kısa bir süre sonra Kayıp Rıhtım forumumuzda toplu sonuçları paylaşmıştım haber olarak. Fakat blogda bulunmasının da bir zararı yok, en azından elimin altında bulunur diyerekten, geç de olsa buraya da koyayım.

86.sı düzenlenen Akademi Ödülleri sahiplerini buldu. Son yıllardaki en iyi törenlerden biri olduğunu düşünüyorum şahsen. Çok büyük sürprizler yaşamadık bu sene, ödülü hak edenler aldı genelde.

Gravity 7 Oscar heykelciğiyle ayrıldı törenden. 12 Years a Slave ve Dallas Buyers Club ise 3'er ödül aldılar. The Great Gatsby ise aday olduğu 2 dalda da ipi göğüsleyen film oldu. Son yılların en sıra dışı filmi Her ise En İyi Özgün Senaryo Ödülü'nü kucaklamayı başardı.

En İyi Film 12 Years a Slave'a, En İyi Yönetmen Alfonso Cuarón'a ve En İyi Kadın Oyuncu da Cate Blanchett'e gitti. Gecenin en merakla beklenen ödülü hiç şüphesiz En İyi Erkek Oyuncu idi, Leonardo DiCaprio yine kaybetti ve ödülün sahibi Matthew McConaughey oldu.

Bunların yanı sıra, American Hustle 10 adaylığına rağmen sıfır çekti ve gereğinden fazla abartıldığını kanıtladı. Eve ödülsüz dönen filmler ise sırasıyla Nebraska, Captain Phillips, The Wolf of Wall Street ve Philomena.

24 tahminimden 21'i tuttu, kendi adıma sevindirici bir olay.

Ve işte toplu sonuçlar:

En İyi Film:

12 Years A Slave
American Hustle
Captain Phillips
Dallas Buyers Club
Gravity
Her
Nebraska
Philomena
The Wolf of Wall Street (Para Avcısı)

En İyi Yönetmen:

Alexander Payne (Nebreska)
Alfonso Cuaron (Gravity)
David O. Russell (American Hustle)
Martin Scorsese (The Wolf Of Wall Street)
Steve Mcqueen (12 Years A Slave)

En İyi Erkek Oyuncu:

Bruce Dern (Nebraska)
Chiwetel Ejiofor (12 Years A Slave)
Christian Bale (American Hustle)
Leonardo DiCaprio (The Wolf Of Wall Street)
Matthew McConaughey (Dallas Buyers Club)

En İyi Kadın Oyuncu:

Amy Adams (American Hustle)
Cate Blanchett (Blue Jasmine)
Judi Dench (Philomena)
Merly Streep (August: Osage County)
Sandra Bullock (Gravity)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu:

Barkhad Abdi (Captain Phillips)
Bradley Cooper (American Hustle)
Jared Leto (Dallas Buyers Club)
Jonah Hill (The Wolf Of Wall Street)
Michael Fassbender (12 Years A Slave)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu:

Jennifer Lawrence (American Hustle)
Julia Roberts (August: Osage County)
June Squibb (Nebreska)
Lupita Nyong'o (12 Years A Slave)
Sally Hawkins (Blue Jasmine)

En İyi Yabancı Film:

Omar
The Broken Circle Breakdown
The Great Beauty
The Hunt
The Missing Picture

En İyi Özgün Senaryo:

American Hustle (David O. Russell, Eric Singer)
Blue Jasmine (Woody Allen)
Dallas Buyers Club (Craig Borten, Melisa Wallack)
Her (Spike Jonze)
Nebraska (Bob Nelson)

En İyi Uyarlama Senaryo:

12 Years A Slave
Before Midnight
Captain Phillips
Philomena
The Wolf Of Wall Stret


En İyi Kurgu:

All Is Lost (Steve Boeddeker and Richard Hymns)
Captain Phillips (Oliver Tarney)
Gravity (Glenn Freemantle)
Lone Survivor (Wylie Stateman)
The Hobbit: The Desolation of Smaug (Brent Burge)

En İyi Görüntü Yönetimi:

Gravity (Emmanuel Lubezki)
Inside Llewyn Davis (Bruno Delbonnel)
Nebraska (Phedon Papamichael)
Prisoners (Roger A. Deakins)
The Grandmaster (Philippe Le Sourd)

En İyi Yapım Tasarımı:

12 Years a Slave (Adam Stockhausen ve Alice Baker)
American Hustle (Judy Becker and Heather Loeffler)
Gravity (Andy Nicholson, Rosie Goodwin ve Joanne Woollard)
Her (K.K. Barrett, Gene Serdena)
The Great Gatsby (Catherine Martin ve Beverley Dunn)

En İyi Kostüm Tasarımı:

12 Years a Slave (Patricia Norris)
American Hustle (Michael Wilkinson)
The Grandmaster (William Chang Suk Ping)
The Great Gatsby (Catherine Martin)
The Invisible Woman (Michael O’Connor)

En İyi Makyaj & Saç Tasarımı:

Dallas Buyers Club (Adruitha Lee ve Robin Mathews)
Jackass Presents: Bad Grandpa (Stephen Prouty)
The Lone Ranger (Joel Harlow ve Gloria Pasqua-Casny)

En İyi Özgün Müzik:

Gravity (Steven Price)
Her (William Butler and Owen Pallett)
Philomena (Alexandre Desplat)
Saving Mr. Banks (Thomas Newman)
The Book Thief (John Williams)

En İyi Özgün Şarkı:

Alone Yet Not Alone (Alone Yet Not Alone)
Happy (Despicable Me 2)
Let It Go (Frozen)
Ordinary Love (Mandela: Long Walk to Freedom)
The Moon Song (Her)

En İyi Ses Kurgusu:

All is Lost (Steve Boeddeker ve Richard Hymns)
Captain Phillips (Oliver Tarney)
Gravity (Glenn Freemantle)
Lone Survivor (Wylie Stateman)
The Hobbit: The Desolation of Smaug (Brent Burge)

En İyi Ses Miksajı:

Captain Phillips (Chris Burdon, Mark Taylor, Mike Prestwood Smith ve Chris Munro)
Gravity (Skip Lievsay, Niv Adiri, Christopher Benstead ve Chris Munro)
Inside Llewyn Davis (Skip Lievsay, Greg Orloff ve Peter F. Kurland)
Lone Survivor (Andy Koyama, Beau Borders ve David Brownlow)
The Hobbit: The Desolation of Smaug (Christopher Boyes, Michael Hedges, Michael Semanick ve Tony Johnson)

En İyi Görsel Efekt:

Gravity (Tim Webber, Chris Lawrence, Dave Shirk ve Neil Corbould)
Iron Man 3 (Christopher Townsend, Guy Williams, Erik Nash ve Dan Sudick)
Star Trek Into Darkness (Roger Guyett, Patrick Tubach, Ben Grossmann ve Burt Dalton)
The Hobbit: The Desolation of Smaug (Joe Letteri, Eric Saindon, David Clayton ve Eric Reynolds)
The Lone Ranger (Tim Alexander, Gary Brozenich, Edson Williams ve John Frazier)

En İyi Animasyon:

Despicable Me 2
Ernest & Celestine
Frozen
The Croods
The Wind Rises

En İyi Kısa Animasyon:

Feral (Daniel Sousa ve Dan Golden)
Get a Horse (Lauren MacMullan ve Dorothy McKim)
Mr. Hublot (Laurent Witz ve Alexandre Espigares)
Possessions (Shuhei Morita)
Room on the Broom (Max Lang ve Jan Lachaue)

En İyi Belgesel:

20 Feet From Stardom
Cutie And The Boxer
Dirty Wars
The Act Of Killing
The Square

En İyi Kısa Belgesel:

CaveDigger (Jeffrey Karoff)
Facing Fear (Jason Cohen)
Karama Has No Walls (Sara Ishaq)
Prison Terminal: Last Days of Private Jack Hall (Edgar Barens)
The Lady in Number 6: Music Saved My Life (Malcolm Clarke ve Nicholas Reed)

En İyi Kısa Film:

Aquel no era yo
Avant que de tout perdre
Do I Have to Take Care of Everything?
Helium
The Voorman Problem

2 Mart 2014 Pazar

Karlar Ülkesi (Frozen - 2013)


Yönetmen: Chris Buck, Jennifer Lee
Senaryo: Jennifer Lee, Chris Buck, Hans Christian Andersen
Yapım: ABD
Tür: Animasyon, Aksiyon, Macera, Müzikal
Süre: 100 dakika
IMDb Puanı: 8.0
Seslendirenler: Kristen Bell, Josh Gad, Jonathan Groff, Idina Menzel, Ciaran Hinds
Oscar Adaylıkları: En İyi Animasyon, En İyi Şarkı

Sinemada üç boyutlu izleme fırsatım olmadı, eski usül izledim bu animasyonu.

Oscar'ın bu sene En İyi Animasyon kategorisinin favorisi Frozen, bunun yanı sıra En İyi Şarkı Ödülü'nde de "Let It Go" ile şansı bir hayli yüksek. Geceden iki ödülle dönebilir bu Disney yapımı, ki bence öyle de olacak.

Hoş bir animasyondu, keyifle izledim. Güçlü bir atmosfer oluşturulmuş ve buna eğlenceli karakterleri de dahil ettiğimizde son derece kaliteli bir yapım diyebiliyoruz Frozen için.

Ama bence senaryo çok zayıftı. Klasik kraliçe masallarına herhangi bir yenilik getirmeden mutlu sonla biten animasyonlar arasında kendine yer buluyor. Yine de bu, yılın en iyi animasyonlarından biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Elsa, Anna, Kristoff, Olaf, Sven gibi izlemesi çok keyifli karakterler yaratılmış. Özellikle espri yükünü sırtlayan Olaf'a ayrıca değinmek gerek. Unutulmaz Disney karakterleri arasına rahatlıkla girdiğini düşünüyorum kendisinin.

Gizemli güçleri olan Kraliçe Elsa, onun saf kalpli kardeşi Anna ve karlar altındaki bir ülke. Anna ve Kristoff, Elsa'yı bulup krallığı tekrar eski haline getirebilecekler midir? Zorlu bir görev onları beklemektedir.

Alışılmışın dışında, şarkılarla dolu bir animasyon Karlar Ülkesi, bu yüzden altyazılı izlemek daha ekili olacaktır. Şarkılar müzikal bir hava katmış ve bu sayede de çok dinamik bir animasyon çıkmış ortaya.

Güzeldi.

86. Oscar Ödülleri (2014) Tahminlerim

Ve geldik işin en eğlenceli kısmına.

Birbirinden güzel filmler izlediğimiz 2013 senesini arkamızda bıraktık. Son yılların (bence) en iyi Oscar Ödül Töreni'ne sayılı saatler kaldı. Zorlu kategorilerin yanı sıra, çok rahatlıkla ödülü kimin alabileceğini söyleyebileceğimiz kategoriler de mevcut her zamanki gibi.

Yayın haklarını bu sene Digitürk'ün satın alması sebebiyle, senede bir kez olan bu organizasyonu da artık ağız tadıyla izleyemeyeceğiz, internetteki sürekli kesilen yayınlara mahkumuz bundan böyle. Üstelik Yekta Kopan'sız bir Oscar gecesi olacak, çok üzücü. Oysa alışmıştık her sene Kopan'ın sesini duymaya. Epey bir moral bozukluğu yaratsa da bu gibi durumlar, yine de tahminsiz olmaz.

Lafı daha fazla uzatmadan, işte 86. Oscar Ödülleri Tahminlerim:

En İyi Film
Kim Alır: 12 Years a Slave
Almasını İstediğim: Her

En İyi Yönetmen
Kim Alır: Alfonso Cuarón / Gravity
Almasını İstediğim: Alexander Payne / Nebraska

En İyi Erkek Oyuncu
Kim Alır: Matthew McConaughey / Dallas Buyers Club
Almasını İstediğim: Matthew McConaughey / Dallas Buyers Club

En İyi Kadın Oyuncu
Kim Alır: Cate Blanchett / Blue Jasmine
Almasını İstediğim: Cate Blanchett / Blue Jasmine

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Kim Alır: Jared Leto / Dallas Buyers Club
Almasını İstediğim: Barkhad Abdi / Captain Phillips

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Kim Alır: Lupito Nyong'o / 12 Years a Slave
Almasını İstediğim: Lupito Nyong'o / 12 Years a Slave

En İyi Yabancı Film
Kim Alır: The Hunt
Almasını İstediğim: The Hunt

En İyi Özgün Senaryo
Kim Alır: Spike Jonze / Her
Almasını İstediğim: Spike Jonze / Her

En İyi Uyarlama Senaryo
Kim Alır: 12 Years a Slave
Almasını İstediğim: The Wolf of Wall Street

En İyi Kurgu
Kim Alır: Gravity
Almasını İstediğim: Captain Phillips

En İyi Görüntü Yönetimi
Kim Alır: Gravity
Almasını İstediğim: Inside Llewyn Davis

En İyi Prodüksiyon Tasarımı
Kim Alır: The Great Gatsby
Almasını İstediğim: Her

En İyi Kostüm Tasarımı
Kim Alır: The Great Gatsby
Almasını İstediğim: The Great Gatsby

En İyi Makyaj & Saç Tasarımı
Kim Alır: Dallas Buyers Club
Almasını İstediğim: Dallas Buyers Club

En İyi Özgün Müzik
Kim Alır: Gravity
Almasını İstediğim: Her

En İyi Özgün Şarkı
Kim Alır: Let ıt Go / Frozen
Almasını İstediğim: The Moon Song / Her

En İyi Ses Kurgusu
Kim Alır: Gravity
Almasını İstediğim: The Hobbit: The Desolation of Smaug

En İyi Ses Miksajı
Kim Alır: Gravity
Almasını İstediğim: The Hobbit: The Desolation of Smaug

En İyi Görsel Efekt
Kim Alır: Gravity
Almasını İstediğim: The Hobbit: The Desolation of Smaug

En İyi Animasyon
Kim Alır: Frozen
Almasını İstediğim: Frozen

En İyi Kısa Animasyon
Kim Alır: Get a Horse!
Almasını İstediğim: Mr Hublot

En İyi Belgesel
Kim Alır: The Act of Killing
Almasını İstediğim: The Act of Killing

En İyi Kısa Belgesel
Kim Alır: The Lady In Number 6
Almasını İstediğim: Prison Terminal: The Last Days of Private Jack Hall

En İyi Kısa Film
Kim Alır: Helium
Almasını İstediğim: Helium

Onur Savaşı (Jagten / The Hunt - 2012)


Yönetmen: Thomas Vinterberg
Senaryo: Tobias Lindholm, Thomas Vinterberg
Yapım: Danimarka
Tür: Dram
Süre: 115 dakika
IMDb Puanı: 8.3
Oyuncular: Mads Mikkelsen, Thomas Bo Larsen, Annika Wedderkopp, Troels Thorsen, Søren Rønholt
Oscar Adaylığı: En İyi Yabancı Film

Danimarka sinemasından çıkan bir başyapıt "Jagten". İngilizceye "The Hunt" olarak çevrildi, dilimizde ismi "Av" olması gerekirken, "Onur Savaşı" oldu. Çok yanlış bir çeviri olduğunu söyleyerek başlayayım.

Lucas adındaki bir adamın, atılan bir iftira sonucunda hayatının nasıl da karardığına şahit oluyoruz.

Lucas, kırk yaşında, karısından boşanmış, oğlunun yanına taşınması için gün sayan bir baba olarak çıkıyor karşımıza. Aradığı işi bir kreşte bulan Lucas, bu sayede kendisini çok seven bir kadın bulur ve aralarında bir ilişki başlar. Her şey yolunda ilerlemektedir Lucas için, ta ki kreşe götürüp getirdiği en yakın arkadaşının küçük kızı kendisine bir iftira atana dek.

Klara, Lucas'ı aslında çok sevmektedir ve çocukça da olsa ona karşı farklı duygular beslemektedir. Lucas bir gün kreşte çocuklarla oynadığı sırada Klara onu dudağından öper. Lucas'ın yanlış bir davranış sergilediğini Klara'ya belirtmesinin ardından ise, Klara bir anda hayal gücünün esiri olur ve aslında ergen ağbileri tarafından aklına sokulmuş bir şeyi Lucas'a mal eder.

Buradan sonra her şey bir anda tepetaklak olmaya başlayacaktır.

İlk önce kreşin müdiresine anlatır bu durumu Klara, müdire diğer çocukların velilerine, sonra olay polise gider ve tüm kasabaya yayılır. Lucas yapmadığı bir şey yüzünden suçlanmaktadır ve üstelik kendisine hiçbir açıklama dahi yapılmaz.

Oğlunun yanına gelmesi yasaklanan Lucas, neler döndüğünü anlamak için kreşe gittiğindeyse işten atıldığını öğrenir. Herkes kendisine bir anda düşman olmuştur. En iyi arkadaşı dahi kendisine kan kusmaktadır. Olayın bir anda bu boyuta gelmiş olması Lucas'ı epey sarsar fakat o, gizlice kaçıp yanına gelmeye çalışan oğlu sayesinde dik durmaya devam edecektir.

Zamanla kreşte diğer birkaç çocuk da bu iftiraya ortak olurlar fakat Lucas'ın suçsuzluğu günün birinde kanıtlanır. Aslında kanıtlanması dahi hiçbir şeyi değiştirmez çünkü bütün kasaba tarafından dışlanmıştır Lucas ve oğlu. Markette yaşadıkları ise izleyicinin kanını donduracak cinstendi.

Bir iftiranın bir hayatı nasıl mahvettiği o kadar güzel bir şekilde anlatılmış ki, etkilenmemek elde değil. Bu durum filmi diken üstünde izlememizi sağlıyor. İnsanların nasıl da bir anda değiştiklerine, nasıl da yargısız infaz yaptıklarına şahit oluyoruz. Müthişti.

Film 2012 yapımı fakat geçen senenin adaylıkları açıklandığında henüz yetişememişti Jagten, bu yüzden Akademi filmi bu senenin törenine taşıdı ve En İyi Yabancı Film kategorisinde bir adaylık verdi. Umarım bu adaylık da ödülle taçlandırılır. Gönülden istiyorum bu ödülü almasını. Cannes Film Festivali'nde büyük ses getirdiğini ve üç ödülle festivalden döndüğünü de belirtmekte yarar var.

Oyunculukların çok gerçekçi olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Özellikle Klara'yı oynayan küçük şirin kız (Annika Wedderkopp) ve Mads Mikkelsen'ın performansları filmi etkileyicilik bazında biraz daha ön sıralara taşımış.

Hannibal dizisinde tanıdığım Mads Mikkelsen'ın dizi başlamadan önce rol aldığı son film Jagten. Çok sevdiğim bir dizide mükemmel bir oyunculuk sergileyen ve birkaç sene sonra "Hannibal"la özdeşleşeceğine inandığım Mikkelsen, bu filmle birlikte de en sevdiğim aktörler sıralamasında başlara adını yazdırmış bulunmakta artık.

Herkes izlemeli bu başyapıtı.

Aile Sırları (August: Osage County - 2013)


Yönetmen: John Wells
Senaryo: Tracy Letts
Yapım: ABD, Hollada
Tür: Dram, Komedi
Süre: 121 dakika
IMDb Puanı: 7.4
Oyuncular: Meryl Streep, Julia Roberts, Benedict Cumberbatch, Ewan McGregor, Abigail Breslin
Oscar Adaylıkları: En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

Film ilk olarak kadrosuyla dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor. Kelimenin tam anlamıyla yıldızlar geçidi. İşbu sebeple filmi henüz izlemeden dahi oyunculukların iyi olacağını tahmin edebiliyoruz, izlediğimizdeyse tahminimizde yanılmadığımızı anlıyoruz ve bu da bizi sevindiriyor haliyle.

Meryl Streep'in En İyi Kadın Oyuncu, Julia Roberts'ın ise En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü Oscar'ına adaylıkları bulunuyor. Cate Blanchett karşısında Streep'in bu sene işi biraz zor gibi gözükse de, Akademi'nin ne yapacağı belli olmaz Streep çıkarsa o zarftan hiç şaşırmam, ama gönlüm Blanchett'ten yana. Julia Roberts da ödülü hak ediyor, ama Lupita Nyong'o'nun alması garanti gibi.

Sherlock dizisinden tanıdığımız Benedict Cumberbatch'i de izliyoruz filmde. Rolü az olmasına rağmen, iyiydi. Annesi tarafından hor görülen bir adamı güzel kotarmış. Bunlar haricinde Ewan McGregor ve Abigail Breslin'de kadroda boy gösteren diğer isimler.

Gelelim konuya.

Weston ailesinin tüm üyeleri bir araya gelirler ve ağustos ayında tatillerini geçirmek üzere Oklahoma'daki bir eve giderler. İlk andan itibaren bir karmaşa hakimdir ve ağız tadıyla bir tatil geçiremeyecekleri aşikardır. İntihar eden baba, ilaç bağımlısı anne ve onun kızları hikayenin başrolündedirler.

Anne Violet'ın, Barbara başta olmak üzere kızlarıyla arası iyi değildir ve sürekli tartışmaktadırlar. Babalarının ölümünün ardından yiyilen cenaze yemeğinde içler çığırından çıkacak ve Weston ailesinin geleceği tamamen değişikliğe uğrayacaktır. Finalde ise bazı aile sırlarının ortaya çıkması sonucu, aile arasındaki bağlar kopma noktasına gelecektir.

Aile Sırları, tipik bir aile draması. İzlerken sıkılmadığım.

Dram filmi severlere önerilir.

Mavi Yasemin (Blue Jasmine - 2013)


Yönetmen: Woody Allen
Senaryo: Woody Allen
Yapım: ABD
Tür: Dram, Komedi
Süre: 98 dakika
IMDb Puanı: 7.4
Oyuncular: Cate Blanchett, Alec Baldwin, Peter Sarsgaard, Charlie Tahan, Sally Hawkins
Oscar Adaylıkları: En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Özgün Senaryo

Woody Allen'ın son filmi "Blue Jasmine", New Yorklu çekici, gösterişli ve zengin bir kadın olan Jasmine'in hayatına odaklanıyor.

Film, Cate Blanchett'in kelimenin tam anlamıyla Blue Jasmine kılığına girmesi sonucu, 2013'ün en iyi yapımları arasına kendine yer buluyor. Aslında ben tam olarak böyle düşünmüyorum, evet Blachett'i izlemek son derece keyifliydi lakin film de bir o kadar sıkıcıydı.

Allen'ın yazıp yönettiği filmde Jasmine karakteri uyuşturucu ve antidepresan bağımlısıdır. New York'ta, milyarder kocası Hal ile birlikte son derece lüks bir hayat sürerken, iflas etmenin eşiği gelir ve soluğu San Francisco'daki üvey kız kardeşi Ginger'ın yanında alır.

Amacı burada kendisine yeni ve daha güzel bir hayat kurmaktır. Kolay yoldan hızlı bir şekilde para kazanmak için birkaç yol dener, bunlardan biri de moda tasarımcılığıdır. Ginger'ın da kocasıyla başı derttedir ve işler ikisi açısından da gün geçtikçe kötüye gider.

Dediğim gibi, izlerken sıkıldım, bence zayıf bir film. Fakat yine de Blanchett'in oyunculuğunu görmek için izleyebilirsiniz. Hatta bana kalırsa kesinlikle görmelisiniz. Ayrıca Alec Baldwin'i izleme fırsatı da buluyoruz filmde.

En İyi Kadın Oyuncu Ödülü kesinlikle Blanchett'in. Fakat En İyi Özgün Senaryo dalında Woody Allen'ın işi bir hayli zor, zira o ödül Spike Jonze'lu Her'ün.

İzlemek isteyenlere iyi seyirler.

Aşk (Her - 2013)



Yönetmen: Spike Jonze
Senaryo: Spike Jonze
Yapım: ABD
Tür: Bilimkurgu, Dram, Romantik
Süre: 126 dakika
IMDb Puanı: 8.3
Oyuncular: Joaquin Phoenix, Amy Adams, Rooney Mara, Scarlett Johansson
Oscar Adaylıkları: En İyi Fim, En İyi Özgün Senaryo, En İyi Yapım Tasarımı, En İyi Müzik, En İyi Şarkı

Her, benim en sevdiğim filmler sıralamamın en başlarında yer alan bir Spike Jonze başyapıtı. 2013'ün en iyi filmi olmasının yanı sıra, son yılların da en iyi filmlerinde biri olduğunu düşünüyorum. Gerçekten çok sevdiğim bir film oldu Her ve hakkında kısaca yazıp geçersem ayıp etmiş olacağımı düşünüp, detaylı bir kritik hazırlamaya karar verdim. Hatta film bilimkurgu olduğundan, Kayıp Rıhtım portalımızı da süslemiş bulunmakta. Kritiği Rıhtım üzerinden okumak isteyenleri şuraya alayım. Blog üzerinden okumak isteyenlerinse farelerini aşağı doğru kaydırmaları yeterli.



“Bazen insanları izliyorum ve onları hissetmeye çalışıyorum. Yanımdan geçip giden herhangi birisinin ötesinde, ne denli aşık olduklarını hayal ediyorum. Kalplerinin ne kadar çok kırılmış olabileceğini.” -Theodore.
İlginç Sinema Anlayışı ve Ülkemizin Sektörel Bilinçsizliği 

Genellikle video klipler ve kısa filmler çeken Spike Jonze, 1999′da “Being John Malkovich” adlı ilk uzun metrajlı filmiyle 3 dalda Oscar’a aday gösterilmiş ve bir anda dikkatleri üzerine çekmişti. Ardından tekrar eski işine dönüp kısa filmlerle haşır neşir olmaya devam eden Jonze, ara sıra yine uzun metraj film çekiyordu. 2002 yılında “Adaptation” ile 4 dalda Oscar’a aday olup 1′ini almış ve ardından 2009 yılında “Where the Wild Things Are” ile bir Altın Küre adaylığı elde etmişti.

Asıl işi “kısa film” olan ve zaman zaman uzun metraja göz kırpan bir sinemacının, günün birinde “Her” gibi bir filme imza atacağını ve bu filmle kitleleri sarsacağını kim tahmin edebilirdi ki? Sanırım hiç kimse. Ama net olarak bir şey söyleyebiliriz: Spike Jonze ilginç bir sinema anlayışına sahip olduğu kadar, yetenekli de. İşini seven ve iyi yapanlardan.

Spike Jonze hakkında söylenecekler aşağı yukarı bu kadar, şimdi Her’e göz atalım biraz da.

Öncelikle filmin ülkemizde “Aşk” adıyla vizyona girdiğini belirteyim fakat ben yazının geri kalanında Her kelimesini kullanacağım.

Filmin Türkiye genelinde 16 kopyayla, üstelik 14 Şubat gibi bir tarihte sinemaseverlerle buluştuğundan bahsetmiyorum bile. Pardon “sinemaseverler” de yanlış bir tabir oldu sanırım, “sulu aşk filmi severler” demem gerekiyordu. Ve son olarak filmi o tarihte vizyona sokan, daha filmin konusunu kavrayamamış olan zihniyete ne demeli peki? Sinemaseverlere inat, sektörel bilinçsizlik devam ediyor…

Oscar Ödül Töreni’ne dek adaylık alan filmleri izlemeyi düşündüğüm için biraz aceleci davranıp filmi internet üzerinden izledim. Hoş, sinemada izlemek isteseydim bile ya İstanbul’a ya da Ankara’ya gitmem gerekiyormuş. Sadece iki ilimizde gösterime girmiş olduğu gerçeğini de -ki bu yüzden iki haftada filmi izleyen toplam kişi sayısı 10.974- sizlere üzülerek belirtmek durumundayım. Bu yüzden, bu yazıyı İstanbul ve Ankara dışından okuyacak olanlar, internete mahkumlar. Türkiye’de sinemadan anlamayan adamlar bu işi yapıyorsa bizim suçumuz ne? Elbette suçsuzuz. Gönül rahatlığıyla “Kaptan” Jack Sparrow’un izinden gidip bir “korsan” olabiliriz biz de. Tamam, kötü espriydi.

Geçmişten Kopamayış ve Tezatlık

Theodore Twombly, kısa bir süre önce karısından ayrılmış, depresyonda olan, hayata bakış açısı değişen, yalnız, üzgün bir adam rolünde çıkıyor karşımıza. Teknoloji almış başını yürümüş, bu yüzden Theodore’un yaptığı iş de öyle pek para kazandıran cinsten değil. Mektup yazarlığı yapıyor, yani başkalarının mektuplarını yazıyor. Yalnız, mutsuz ve duygusal oluşunun da etkisiyle kelimenin tam anlamıyla döktürüyor mektuplarında. Çok iyi şeyler yazabiliyor. Kısaca işinde oldukça başarılı bir adam.

Film yakın bir gelecekte geçiyor, yılını bilmiyoruz fakat çok da uzak bir gelecek olmadığını anlayabiliyoruz az çok. Mektup yazarlığı günümüzde dahi tükenmekte olan bir şey, filmde ise can çekişmekte. Spike Jonze bir gelecek portresi sunsa da, geçmişin izlerini taşıyor beyazperdeye.

Filmde kullanılan kıyafetler 70′li, 80′li yılları aratmayacak cinsten. Göbek hizasına kadar çekilen pantolonlar, renkli gömlekler ve daha fazlası. Theodore’un kırmızı, sarı, pempe gömlekleri filmin atmosferini güçlendiriyor. Sadece gömlekler de değil üstelik, filmin arka planı da aynı şekilde renkli.

Geleceğe inat geçmişin hatırlatılması ve mutsuzluğun renkleri siyah ve griye inat kırmızı, turuncu, sarı, pembe… Bu yönleriyle baktığımızda filme inanılmaz bir tezatlık hakim. Jonze, müthiş bir arka plan yaratmış. Görüntü ve Sanat Yönetmenliği kusursuz. Filmde beni en çok etkileyen unsurların başında geliyor bu saydıklarım.


Günümüz Aşklarına Hicivsel Yaklaşım ve Sanal Gerçeklik

Bittikten sonra fark ettim ki, öyle bir kez izledikten sonra rafa kaldırılan, sıradan filmlerden biri değil bu. Ruhumuzun derinliklerine nüfuz edebilecek denli etkileyici bir özgün senaryoya sahip oldukça dokunaklı ve tekrar tekrar izlenebilitesi olan, arşivlenesi bir film Her. Hatta bu yazıyı da filmi iki kez izledikten sonra kaleme aldığımı belirteyim. Bir süre sonra tekrar izler miyim? Elbette.

Ekranda Theodore’un yalnızlığını izliyoruz bir süre ve günler onun için sıradan, rutine dönmüş bir şekilde akıp giderken, bir gün her şey değişiyor. Theodore’un hayatı, görmüş olduğu bir reklam sayesinde bir anda tamamen farklılık kazanıyor. Fakat bu, filmin geçtiği yıllarda çok şaşırtıcı bir reklam değil, aksine sanki yeni bir çikolata türü çıkmışçasına veya yeni bir kıyafet tasarlanmışçasına, günümüzde çok normal sayılabilecek olaylar gibi görülüyor. Bu da teknolojinin artık hayatımızın ta kendisi olduğunun bir kanıtı adeta, yaşamımızın standart bir parçası olduğunu hissettiriyor bize.

Bahsedilen reklam bir işletim sistemiyle alakalı. Theodore bu işletim sitemini bilgisayarına kuruyor ve işlerini hafifletmek adına yapay zekaya sahip bir sanal arkadaş seçiyor. Kendisine Samantha adını veren bu sanal kadınla sürekli konuşmaya başlıyor Theodore. Zaman geçtikçe bağlılık dozu artıyor ve yalnızlığını bu şekilde giderdiğini fark ediyor.

Hikayeyse buradan sonra çok daha garip bir hal alıyor. Theodore Twombly, Samantha adlı bu işletim sistemiyle çıkmaya başlıyor. Evet, bildiğiniz sevgili oluyorlar. Daha fazla bilgi verip de seyir zevkinizi kaçırmamak adın burada kesiyorum yorumumu ama anlattıklarım, izleyeceklerinizin yanında hiç kalacak. Dramı iliklerinize kadar hissedeceksiniz.

“Sanki hayatım boyunca hissedebileceğim her şeyi hissetmişim de artık hissedeceklerim sadece daha öncekilerin zayıf versiyonları olacakmış gibi geliyor.” -Theodore.
Çok ufak bir ayrıntı ama bahsetmeden geçemeyeceğim. Theodore’un, Samantha’yla bilgisayar haricinde de konuşmasını sağlayan telefonunu sürekli kalbinin üzerinde taşıması çok dikkatimi çekti. Belki de gömlek cepleri orada olduğu içindir ve tamamen tesadüftür bu durum, ama Spike Jonze gibi dahi bir sinemacının bu ince detay üzerinde de çalışmış olduğu hissi ağır basıyor ne yalan söyleyeyim.

Spike Jonze, senaryosuyla günümüz sanal aşklarına hicivsel bir yaklaşım sergiliyor ve hali hazırda milyonlarca kişiyi etkisi altına alan, alışılmışın dışındaki diyaloglarla bezeli bir film çıkarıyor ortaya. Filmdeki günlerin çok da uzakta olmadığını anladığımızdaysa, soğuk bir duş etkisi hissediyoruz vücudumuzda ve içler acısı halimizi, teknolojiyle olan münasebetimizi bir kez daha sorguluyoruz.

Jonze, diyaloglar ve senaryo haricinde “alışılmışın dışında” bir işe daha imza atıyor. Filmin türler arası bir yolculuğu olduğunu söylesek de, en başa bilimkurgu yazacağımız bir gerçek. Ama bilimkurgu filmlerinde bugüne dek o kadar çok mekanik robotlar, uçan nesneler, uzaydan gelen yaratıklar ve benzeri şeyler gördük ki, bize bu film oldukça farklı geliyor. Çünkü tüm bu saydıklarımla Her’ün uzaktan yakından alakası yok. Gelecekte geçmesine rağmen ışıklı gökdelenler ve gelişen araçlar yerine, daha çok insan görüyoruz filmde. Arka planda akıp geçen insanların hemen hepsinde bir -kablosuz-kulaklık bulunuyor ve hiç kimse bir diğeriyle diyalog halinde değil, herkes kendi sanal aleminde gezinmekte.

Buradan da yine aynı kapıya varıyoruz ve geleceğin “sanal gerçeklik”ten oluşacağının sinyallerini alıyoruz.

Tür ve Afiş Yanılgısı

Her’ün türü için başa bilimkurguyu koymuştuk. Buna ek olarak dramı ve romantizmi de ekleyebiliriz fakat “komedi” kelimesini görmezden gelebilirsiniz. Birkaç yüz gülümseten espri için komedi yakıştırmasını yapmak oldukça hatalı bir söylem olacaktır. Aynı şekilde filmin afişinde de bir sıkıntı söz konusu. Filme yaydığı retro havasını afişe de yansıtmak isteyen Jonze, tek hatayı burada yapmış ve daha filmi izlemeden birçok izleyiciyi kaybettiğine, birçok izleyiciyi de -özellikle sulu aşk filmi olduğunu sananları- film esnasında senaryoyla sarstığına eminim.

Kendini Yalnız Hissedenlerin Filmi ve Black Mirror Esintileri

Seyrettiğiniz esnada siz de kendinizi filmin bir köşesinde hissedeceksiniz. Korkunç, ürkütücü, sarsıcı… Ama tüm bunlara rağmen sıcacık bir atmosferinin oluşu, tek bir dakikasında dahi sıkılmamamızı sağlıyor ve bunun sayesinde de akıp giden kurguya kendimizi kaptırıyoruz.

Bittikten sonra, “Ne filmdi ama!” dedim kendime. Gerçekten bazı filmlerden, kitaplardan etkilenmek için hayatta yaşadığınız olaylar önem teşkil ediyor. Bu filmde de öyleydi sanki. Theodore’un “işletim sistemi bulunamadı” yazısını gördükten sonra yaşadıkları, elinden hiçbir şey gelmeden sadece koşması ve Samantha’nın sesini tekrar duyduğundaki o rahatlaması falan… Gerçekten filmin en etkileyici kısmıydı o sahneler. Kendini yalnız hissedenlerin filmi Her.

Ve değinmediğim noktalardan birisi de şu: Film bana baştan sona “Black Mirror” tadı verdi. Black Mirror’ı bilenler bilir, bilmeyenler için kısaca söyleyeyim. İlk olarak 2011 yılında üç bölümlük bir mini dizi olarak karşımıza çıktı Black Mirror ve izleyen hemen herkesi sarsan bölümleriyle tanınır. 2013′te gelen İkinci sezonu da yine üç bölümden oluşan dizinin her bölümünde teknolojinin insan hayatını nasıl sömürdüğü gözler önüne serilir ve insanı derinden etkileyen bir yapıya sahiptir.


Her’ü izlerken sanki Black Mirror’ın yeni bir bölümünü izliyormuşum gibi hissettim. Bu yönden de çok iyi oldu açıkçası çünkü dizinin üçüncü sezonunun geleceği henüz belli değil ve izlerken çok rahatsız edici olsa da, özlüyor insan böylesine kaliteli bir yapımı. Kısaca Jonze’un evreni de biraz distopik.



Ödül Lobisi ve Oscar’daki Yeri

Joaquin Phoenix’in oyunculuğu kelimenin tam anlamıyla Oscar’lık. Fakat görüyoruz ki En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde adaylık bile vermemiş sevgili Akademi, ilk fark ettiğimde çok üzülmüştüm. Muazzam bir oyunculuk sergileyerek tüm filmi tek başına sırtında taşımış Phoenix, lakin adaylık dahi elde edememiş olması, benim bu seneki töreni üzülerek izlememe sebep olacak. Oyunculuk yeteneğinin yanı sıra güzelliğiyle de ön plana çıkan aktris Amy Adams’ı da izleme fırsatı buluyoruz filmde. Her’deki rolünü daha çok beğensem de, bu senenin bol adaylık alan filmlerinden “American Hustle”da dolandırıcı kadın tiplemesiyle En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’ne aday gösterildiğini belirteyim. Her’deki rolüyle de aday gösterilebilirdi pek tabii ama bu yıl Akademi American Hustle’ı oldukça pohpohladığı için bu konuda daha fazla konuşmanın bir mantığı yok. Filmdeki gizemli işletim siteminin seslendirmesini de yine tanıdık bir isim yapıyor: Scarlett Johansson.

Karakter odaklı bir film olduğundan, Theodore hariç diğer karakterler yüzeysel olarak geçilmiş durumda. Bu yüzden Theodore’un adaylık dahi alamadığı bir organizasyonda diğer karakterlerin adı dahi geçmez. Ama çok ilginç bir nokta var, o da şu: Scarlett Johansson filmde sadece sesiyle varlık gösteriyorken, Roma Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü almış bulunmakta. Sadece sesiyle bir ödül alan ilk oyuncu olarak da tarihe geçmiş bulunmakta.

En İyi Film, En İyi Özgün Senaryo, En İyi Yapım Tasarımı, En İyi Şarkı ve En İyi Müzik olmak üzere toplam 5 dalda Oscar adayı Her.

En İyi Film kategorisinde “12 Years a Slave”, “Gravity”, “Dallas Buyers Club”, “The Wolf of Wall Street” ve “American Hustle” gibi sıkı rakipleri olsa da, benim gönlüm “Her”den yana. Aday olduğu diğer kategorilerin hepsinde de ben Her’ü bir adım önde görüyorum, çok zor olsa da teknik kategorilerde 4′te 4 yapmasını çok istiyorum. Fakat Akademi’dir, ne yapsa yeridir, deyip, burada noktayı koyuyorum.

Geçtiğimiz günlerde açıklanan Altın Küre Ödülleri’nde Jonze’un En İyi Senaryo dalında ödül kazandığını da belirteyim. Oscar ve Altın Küre haricinde de bol ödüllü bir film zaten Her. Şimdi ödülleri tek tek buraya yazmayayım, merak edenler filmin IMDb sayfasından bakabilirler. IMDb demişken, filmin notunun şu anda 8.3 olduğunu belirteyim.

Her’ün müzikleriyle de fark yarattığını söylemeden geçemeyeceğim. Hatta bu yazının büyük bir bölümünde de filmin soundtrackleri eşlik etti bana. Samantha ve Theodore’un birlikte söyledikleri “The Moon Song” ise favorim, umarım Oscar heykelciğini elde eder bu şarkı.

Bahsi geçen şarkıyı merak edenleri şuraya alalım:

Son Söz

Kısaca Her, terk edilmişlik, yalnızlık, karamsarlık, mutsuzluk gibi temaların ustaca yoğrulmasıyla ortaya çıkan senaryonun etkileyici bir boyut kazandığı, gösterişten uzak, naif bir film.

Çok sevdim filmi evet.

İzleyin. Pişman olmayacaksınız.

“Kalp, kapalı bir kutu gibi değildir; sen sevdikçe o da büyür.” -Samantha.