20 Mayıs 2014 Salı

Arrow (2. Sezon Genel Yorum)



Ve Arrow'da ikinci sezona da noktayı koyduk.

İkinci sezonun ilk on üç bölümünden sonra bir yorum yapmıştım şurada, şimdi de finale dek olan bölümler hakkında birkaç şey söyleyeceğim.

Sara'nın ortaya çıkışından sonra dizide birçok şeyin değiştiğini belirtmiştim. Sara'nın ailesi ile olan ilişkileri bir süre bocaladıktan sonra rayına oturdu. Ablası Laurel'in kendisini affetmesi önemli sayılabilecek bir olaydı. Anne ve babalarının tamamen ayrılmaları ise çok şaşırtıcı bir olay değildi.

Manu Bennett'in oynadığı Slade Wilson karakterinin zaman zaman Roma döneminden bahsetmesi Spartacus izleyicilerini sevindirmiştir diye düşünüyorum ve senaristin bunu bilinçli bir şekilde yapmış olması da, ayrıca takdir edilmesi gereken bir nokta.

Deathstroke ve Arrow kapışması yıllar önce adada başlıyor ve Starling City'e kadar uzanıyor. Shado'nun Oliver yüzünden ölmüş olması Slade'e bir söz verdirtiyor ve Slade yıllar sonra bu sözlerinden birini tutarak Oliver'ın annesi, Starling City'in belediye başkanı adayı Moira Queen'i öldürüyor. Sezon finalinden birkaç bölüm önce gerçekleşen bu olay, Oliver'ı güçsüz düşürse de, Felicity, Diggle ve Sara sayesinde çabuk toparlanıp Wilson'ın ordusuna karşı bir savaş başlatıyor.

Deathstroke'un "mirakuru" enjekte edilmiş güçlü ordusu ortalığı yakıp yıkarken, şehri kurtarma görevi de Arrow ve ekibine düşüyor. Sezon finaline dek azar azar artan tempo son bölümde adeta tavan yaptı ve müthiş sahneler izledik.

Roy Harper ve Thea Queen ilişkisi ise Roy'un mirakuru sonucu değişim geçirmesi sebebiyle sekteye uğruyor. Sezon finalinde tam düzeldi derken de Thea'nın gerçek babası olduğunu öğrendiğimiz Malcolm Merlyn ile şehri terk etmesi sonucu tamamen bitiyor (gibi).

Sara'nın dizideki rolünün bitmiş olması muhtemel, eğer öyleyse ve üçüncü sezonda Caity Lotz'u göremeyeceksek, üzülürüm. Oliver'ın artık Felicity'i sevdiğini de hesaba katarsak bu olasılık biraz daha artıyor, şahsen çizgi romanları bilmeyen biri olarak ayrılsın istemiyorum açıkçası.

Ada sahneleri de tıpkı Starling City sahneleri gibi tam doruğa ulaşmıştı ki, sezon bitti. Yeni sezonda bakalım Oliver'ı neler bekliyor olacak.

Flash'ı birkaç bölüm gördük ve böylece temelleri atılmış oldu. Kendisine ait bir dizisi olacak onun da, bekliyoruz.

Son olarak, kesinlikle ikinci sezon birinci sezonu ezdi geçti. Bu yüzden de üçüncü sezon için beklentiler bir hayli yükseldi, umarım dizi ekibi çizgiyi bozmadan ilerler.

Da Vinci's Demons (2. Sezon İlk 8 Bölüm Eleştirisi)



Da Vinci'nin hayatını, biraz değil, çok fazla fantastik ve bilimkurguyla harmanlayarak ortaya alternatif bir tarih çıkaran dizi Da Vinci's Demons'ın ikinci sezonunun bitmesine yalnızca iki bölüm kaldı. Geride bıraktığımız sekiz bölüm hakkında bir şeyler söylemek gerek.

İlk sezonda Da Vinci'nin icatlarına bolca yer veren dizi, ikinci sezonda bunu ikinci, hatta üçüncü plana attı desek yeridir. Ben de herkes gibi beklemiyordum ilk sezon ve ikinci sezon arasında bu denli bir uçurum olacağını. Bu yönden bakarsak, dizinin senaryosu bulunduğu leveli terk ederek, bir başka levele geçmiş demek çok doğru olacaktır.

İkinci sezonda Floransa'nın dışına taşan olay örgüsü, Yeni Dünya'ya (Amerika) ve hatta dönemin güçlü imparatorluğu Osmanlı'ya da sıçramış durumda. "Yaprak Kitabı" macerasına atılan Da Vinci ve ekibi, kelimenin tam anlamıyla her bölümde izleyenlerine macera filmi havası yaşattı. Açıkçası zerre şikayetçi değilim, çok keyif alarak izliyorum Da Vinci's Demons'ı.

Osmanlı İmparatorluğu'na kadar gelmiş olmaları da heyecanla takip etmemiz için bir başka önemli sebep. Hatta Bayezid dizide Türkçe konuştu. Güldüm biraz ama bence fena değildi.

"Da Vinci bu değil!", "Tarih bu değil!", "Türkler'e hakaret ediyorlar!" diyenlere de sadece gülüp geçiyorum. Adamlar bizlere bire bir tarih anlatmıyorlar zaten, bunun bilincinde olursak eğer diziden alacağımız zevk artar. Ve Türkler'e hakaret konusu ise başlı başına saçmalık. Bir iki olumsuz şey söylediler diye bu kadar yaygara koparmaya gerek yok. Üstelik, Türkler hakkında övgü dolu sözler de ediyorlar, onları neden görmüyorsunuz diye sormak istiyorum malum kişilere. Ben bu konuya hiç takılmıyorum ve senaryonun keyfini çıkarıyorum.

Ha ama şunu belirtmem gerekiyor: Bu kadar bölüm bizlere Yaprak Kitabı dediler ama sekizinci bölümün sonunda çok büyük hayal kırıklığına uğrattılar ve böylece senaristler en güzel küfürlerimin sahibi oldular. Gerçekten o kadar bölüm boşa izlemişiz hissi geldi bir an için, izleyenler ne demek istediğimi bilirler. Ama neyse ki sekizinci bölümün sonunda Da Vinci'nin, "Yolculuk yeni başlıyor," demesi bir nebze de olsa su serpti içimize. Umutla dolduk.

O Yaprak Kitabı bulunacak. O kadar! Kaldı iki bölüm, merakla bekliyorum, umarım üçüncü sezon başlamadan kitap meselesi çözüme ulaşır yoksa çok daha fazla eleştiri alır dizi ve ben bunu istemem

18 Mayıs 2014 Pazar

Vikings (2. Sezon Genel Yorum)


Bana öyle geliyor ki -her ne kadar beklenmedik de olsa- History bu dizinin ekmeğini uzun yıllar yer. Bir belgesel kanalından beklenmeyecek bir işe imza attılar ve bir televizyon dizisi yapmaya kalkıştılar. Yüzde yüz başarılı oldular diyemesem de, Vikings'in onları cesaretlendirdiği ve popülerliği sayesinde de epey gelir elde ettikleri aşikar. Tüm ekip bayram havasında, güle oynaya yeni sezona giriyorlar çünkü sezon onayı alıp alamama gibi bir durumları yok. Yani var ama yok. Sıkıntılı bir süreç değil onlar için. Hannibal için öldük öldük dirildik ama sonunda yeni sezon onayı geldi, Vikings'de bu korku yok. Daha çok izleriz gibime geliyor.

Şimdi biraz da sezon finali ve öncesinden bahsetmek gerek. (Buradan gerisi spoiler dolu)

Dizi geçtiğimiz hafta ikinci sezon finali yaptı. İlk sezonun aksine dizinin ikinci sezonunun geneli daha iyiydi bence. İlk dört bölümünden sonra şurada biraz eleştiri yapmış olsam da, sonraki bölümlerle biraz toparladı gibi oldu. Haftada bir Vikings'den bir bölüm izlemek hoş tabii ki, seviyorum bu duyguyu, benim endişem her zaman senaryodan yana olmuştu, karakterlerden yana değil.

Tabii bir de işin prodüksiyon kısmı var. İşte oraya da biraz daha ağırlık verilmesi gerekiyor. Vikingler barbar ve savaçılardır evet, lakin aynı zamanda bu adamlar tarla da ekip biçiyorlar, çiftçilik yapıyorlar. İşte bu kısmı dizide hiç göremedik, bundan sonra da görebileceğimizi zannetmiyorum. History kanalı işin savaş boyutuna eğilmiş daha çok. Viking halkının günlük hayatından kesitler sunmuyorlar bize, eğlence kısımları hariç. Eğer bunları da kapsayabilecek geniş bir senaryo olsaydı, işte o zaman tadından yenmeyecek bir dizi olacaktı.

Sürekli İngiltere'ye çıkarma yapıyorlardı Ragnar, Kral Horik ve adamları fakat sezonun ortalarındaki entrikalar, özellikle de sezon finalindekini de katarsak hoş bir değişiklik yaşatmıştır biz izleyenlerine. Ragnar'ın karısı Lagertha'dan ayrılması sezonun en üzücü olayların birisi olsa da, Lagertha gibi güçlü ve güzel bir kadının earl olması ve kendince bir ordu kurması da bir o kadar iyiydi.

Rollo'nun yakın zamanda iyileşmesini temenni ediyor, Floki'nin de Ragnar'ın sadık adamı olarak kalmasını istiyorum. Sezon finaline doğru çok korkutsa da, kendisine yakışacak olan bir davranış sergileyerek Kral Horik'e ihanet etti. Athelstan din değiştirmekten bir hal oldu, onun da geleceğini merak ediyorum.

Son olarak Vikings'i, Game of Thrones'la kıyaslayanlara iki çift lafım var: Komik olmayın.

Üçüncü sezon 2015'te merhaba diyecek sevenlerine, uzun bir zaman var yani. Bakalım History Channel bizlere nasıl bir üçünsü sezon vaat edecek.

8 Mayıs 2014 Perşembe

Dünyamızın Gizli Sahipleri - Giovanni Scognamillo



Birkaç ay önce Sacognamillo'nun iki kitabını Akmar'da bir sahaftan temin etmiş ve okumak için kitaplığımın bir köşesine bırakmıştım. Bir süre sonra Dünyamızın Gizli Sahipleri'ne başlamış ve sürekli olmamak kaydıyla, biraz biraz okumayı düşünmüştüm. Bir süre öyle de yaptım fakat kitabın bu şekilde bitmeyeceğini anladığımda, başka kitaba başlamadan önce bitirene kadar bunu okumaya karar verdim.

Kitabın kategorisi için de tereddütlerim var. Tam olarak bilimkurgu değil, hatta bu bir roman değil. En uygun tabir "bilimsel bir kitap" olacak sanırım. Peki Dünyamızın Gizli Sahipleri'nde ne anlatılıyor? Hemen şöyle özetleyeyim:

Kısaca, çözülemeyen, bir esrar olarak kalan şeylerden bahsediliyor. Birkaç örnek de verecek olursam eğer: Kayıp uygarlıklar, tanımlanamayan uçan nesneler, uzaydan gelen sesler, devler, üstün zekalı insanlar, insanlığın tarihi, evrim gibi konular. Elbette bu saydığım konulardan çok daha fazlası var. Satır aralarına serpiştirilmiş o kadar ilgi çekici (en azından bilimkurgu meraklıları için) bilgi var ki, kitabı bitirdikten sonra sanki de beş-on farklı kitap okumuş gibi hissediyorsunuz.

Biraz daha açacak olursam eğer, tanımlanamayan uçan nesnelerin yani UFO'ların dünyada en çok nereleri ziyaret ettiklerini, ne zaman ziyaret ettiklerini ve ziyaretleri esnasında yaşananları kronolojik olarak sıralayan Scognamillo, verilmesi gereken tüm bilgileri vermesinin ardından kararı okura bırakıyor. Tüm bu bilgiler ışığında inanıp inanmamak size kalmış diyor. Ve bu, diğer tüm konular için de geçerli. Kitap her yeni bölümde bu şekilde ilerliyor

Özellikle benim ilgimi çeken konular oldukları için daha bir şevkle okudum. Giovanni Scognamillo okumak için de güzel bir başlangıç olduğu görüşündeyim. Sırada elimdeki diğer kitabı var: Uzaydan Geldiler. Umarım yakın bir tarihte onu da okuyabilirim.

Dünyanın gizemli olaylarına göz atmak isteyenler okuyabilirler.

25 Nisan 2014 Cuma

Death Note (İlk 10 Bölüm)



Küçüklükten kalma Pokemon, Digimon ve Yu-Gi-Oh anılarım vardı ve anime kültürüm de bunlardan ibaretti. Tabii o zamanlar biz bunları çizgi film olarak biliyorduk, anime olarak değil. Çocukluk işte.

Geçenlerde Pokemon'u özlediğimi fark ettim, şöyle bir çocukluğuma gidip geldim. Bir çocuğun kendini Pikachu sanıp camdan atlamasından sonra yasaklanmıştı ülkemizde bu yapım ve o gün bugündür Pokemon izlememiştim ben de. Evet, gerçekten uzun bir zaman dilimi geçmiş. Bir neslin "çizgi filmi" Pokemon talihsiz bir şekilde yayından kaldırılmış ve o nesil çocuklar olarak bizler de (bayağı duygusal oldu yalnız) sevgilimizden ayrı büyümüştük.

Her neyse. Konumuz Pokemon değil.

Pokemon'u izlemeye niyetlenmiştim ki, hiç ilgim olmayan bir konu olan animelere ilgi duymaya başladım bu ara. Ve izlemişken de en iyisini izleyeyim dedim ve Death Note izlemeye karar verdim. Belki de en iyi değildir ama araştırmalarım sonucunda en iyilerinden biri olduğuna karar verdim. Bunda birkaç kişinin önerilerinin en başında Death Note olmasının da büyük bir payı var tabii. Onlara da teşekkür ediyorum.

İlk on bölümü izledim geçtiğimiz günlerde ve gerçekten hayran kaldım. Müthiş bir senaryo var ve her bölümde üzerine koyarak ilerliyor. Büyük bir keyifle izliyorum ve izledikçe de izleyesim geliyor, merak uyandırıcı bir yapıya sahip.

Daha ilk bölüme başlarken introdaki şarkıyla beni kendine bağladı bu anime ve devamında bölüm içerisinde çalan müzikler ve finaldeki şarkı ile de iyiden iyiye unutulmazlarım arasına girmeyi başardı şimdiden. Müzikler çok başarılı.

Kira davası oldukça gerilimli ve L adlı dedektif ise gerçekten çok zeki. İlk başlarda Light çok saf diye düşünüyordum, bir sürü hata yaptı çünkü ama sonra o da toparladı ve böylece L ile Yagami Light kapışması da başlamış oldu. İkisinin de karşılıklı zeka dolu hamlelerini izlemek çok hoş.

Birkaç yerde yazılan yorumları okurken feci bir spoiler yedim, biraz hevesim kaçar gibi oldu ama yine de devamını izlemek istiyorum ve izleyeceğim.

Bitirdiğimde de yine bir şeyler karalarım.

21 Nisan 2014 Pazartesi

Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları - Doğu Yücel


Sayfa sınırlaması olmayan herhangi bir öykü kitabı okuyanlara, 15 puan! (Okuma Şenliği Bahar 2014)

Genel Değerlendirme: Doğu Yücel, yazın hayatındaki bu ilk öykü kitabıyla, çok da sıradışı olmayan bir dille orjinal fikirlerin adamı olduğunu belli etmiş oluyor. Orjinal fikirlerin ardından ortaya çıkan öyküler de biz okurlara son derece keyifli anlar yaşatıyor.

Kitapta on bir adet öykü bulunuyor ve istinasız her öyküde bir şeylere gönderme, bazı şeylere de dokundurmalar mevcut. Böyle söyleyince anlamsız oldu biraz, o halde şöyle açayım: Bazı öykülerde varoluş, dinler ve Tanrı ile ilgili görüşler mevcut. Yücel'i yakından takip edenler bu konulara bakış açısından da haberdardırlar mutlaka. Bunun haricinde her öyküde popüler kültür örnekleri mevcut. Yazarın müzik, edebiyat ve sinemaya olan ilgisi sonucunda birçok film, kitap, yazar, şarkı isimleri ve müzik grupları adına rastlamak mümkün. Bir de bariz bir şekilde Stephen King hayranlığı belli olmakta. Ve bunun gibi şeyler.

Kitapta sevmediğim öykü olmadı, bu yüzden, Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları'nın son derece başarılı bir öykü kitabı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Öykülere de yüzeysel bir şekilde tek tek değindim:

Rüya Çocuk: Açılışı sağlam bir öyküyle yapmış Doğu Yücel. Daha ilk öykü bu kadar iyiyken, kalan öyküler hakkında beklentim yükseldi bu sebeple. Çok sade ve anlaşılır bir dille kaleme alınmış bu öykünün finali okuru şaşırtacak cinsten. Her gün rüya görüp annesine "unuttum" diyen bir çocuğun, günün birinde rüyasında kendini görmesi sonucunda durum ilginç bir hal alıyor.

Bariyer: Stephen Kingvari bir korku öyküsü "Bariyer". Aslında öykünün henüz başındayken, korku filmlerini ti'ye alan bir öykü olduğunu düşünmüştüm. Yücel ustaca bir hamleyle bu düşünceden vazgeçiriyor ve soğuk duş etkisi yaratan birkaç bölüm okuyoruz. Otopark, otoparkta bulunan 666 adet araba, sadece pahalı arabaları parçalayan bir bariyer, "Hristiyanca" ve "Müslümanca" şeytan kovma yöntemleri ve hastalıklı bir hayal gücünün yol açtığı, hastalıklı bir ruh hali. Yer yer eğlenceli olmasına rağmen, ürkütücü bir öykü.

"Sivri kazıklar vampirler için neyse, gerçek de çoğunlukla hayal gücü için, odur." -Stephen King.

Tiyatrodaki Hayat: Tiyatrodaki Hayat, Doğu Yücel'in tiyatrocu babası Erkan Yücel'in etkileyici yaşam öyküsüne davet ediyor bizi. Türkiye'nin önde gelen tiyatrocularından biri olan Erkan Yücel'in usta oyunculuğunu, Uğur Önçağ karakter vasıtasıyla sunuyor bizlere Doğu Yücel. Hayatını tiyatroya adadığını, tiyatrodan güç alarak yaşadığını ve oynadığı karakterler ile ruhunu ustaca takas edişini öğreniyoruz. Bu duygusal öykünün sonu ise enfesti. Damakta hoş bir tat bıraktı ve böylesine güçlü bir tiyatro oyuncusunu canlı izleyemeyecek olmak üzdü biraz da.

"Bazı hayalperestlerin hayallerini sadece bazı hayalperestler gerçekleştirebiliyor."

"Belki de ölümsüzlüğün sırrı; bugün dünyada bıraktıklarımızın ölümümüzden sonraki hayatlarımızı etkileyebilmesinde yatıyor."

Ölümsüzlüğün Gıcık Sırrı: Kitaptaki bilimkurgu öykülerden ilki. Yorb adındaki bir uzaylı günün birinde dünyayı ziyaret eder. Neyorik gezegeninden gelen Yorb, bir televizyon programında kanser ve AIDS gibi hastalıkların çözümlerini söyleyerek insanları iki büyük dertten kurtarır. Bu olayın ardından Yorb dünyada şöhret olur tüm insanlar ona inanmaya başlarlar ve sözlerini can kulağıyla dinlerler. Bunlar haricinde çok önemli bir şeyi daha açıklayacağını söyler Yorb, bu da ölümsüzlüğün sırrıdır. Herkes ekranlarının başında Yorb'un ağzından çıkacak olan kelimeli bekler.

Hayalperest: Bir hayalperest anlatılıyor bu öyküde. Hayalperestliğin ne zaman başladığı, kurduğu bazı hayaller ve hayalperestliğin ölümü. Öykü hayalperest okurlar için daha bir önem taşıyor.

"Yetişkinlerin eğlence dedikleri saçmalıkların hepsi çocukken yaşadıkları zevkleri tekrar yaşayabileceğini umutsuzca düşlemelerinden kaynaklanır.Hiçbir zaman çocukluklarındaki kadar eğlenemezler ve bunun altında ezilerek, kompleks içinde eğleniyor rolü yaparlar. Çocuklar ise eğlence için ne arabaya, ne içkiye ne de sigaraya ihtiyaç duyarlar, patlak bir top bile onlara yeter."

"Hayalleri gerçekleştirebilecek yeteneğim varsa bile bunun ne önemi var hayalsiz bir bedende? Varın bana hayalperest deyin. Hayallerin söndüğü bir dünyada bir hayalperest yaşayamaz."

"Mutsuz bir adama güzel anılar bile acı verir."

İlahi Düello: Gizemli bir şekilde açılıyor öykü ve okuru ölen bir adamın düşünceleriyle baş başa bırakıyor. Öldüğü yerde Tanrı'yla karşılaşan anlatıcı, hayatını Tanrı'ya anlatmaya başlıyor. Finali de dahil olmak üzere bazı kısımlarda gerçek anlamda kahkaha attırıyor.

Büyük Aşklar küçük harfler Yazılır: Öykünün ismi bana daha farklı şeyler çağrıştırmıştı. Bu yüzden, Tanrı ve evrenin başrolde olduğu bir öykü okumak şaşırttı. Zamazingo adlı, evrenin en büyük uzay gemisi ve aynı zamanda en büyük fotoğraf makinesi olan araç, günün birinde evrenin fotoğraflarını çekiyor. Gazete yayımlanan bu fotoğraflardaki çok önemli bir detayı ise küçük bir çocuk fark ediyor. Bu olaydan sonra ise evrende birçok değişiklik meydana geliyor.

"Aşık olan her Kurşun Asker kırılır, her King Kong ölürmüş. Aşkın bulaştığı her masal mutsuz bitermiş."

Ölü Sevgiliye Mektup: Ünlü yazar Bram Stoker'ın kült romanı Dracula'nın ana kahramanı Kont Dracula, ölü sevgilisi Elizabeth'e bir mektup yazıyor. Oldukça etkileyici bir mektup bu.

"Ölümden sonra söylenen aşk cennete akar, cehennemde olsan bile bulur seni, ölümcül alevlerin içinde serinletir ruhunu."

Binbir Gündüz Masalı: Dünyadan sıkılan ve uyumamayı tercih eden insanoğlu, bu grevine uzun süre devam eder. Tanrı bu duruma daha fazla dayanamaz ve HERŞEYİÖĞRENEN meleğinden olayı öğrenmesini ister. Sorun öğrenildiğinde ise bu sefer Tanrı HERŞEYİBİLEN adlı meleğini gönderir ve insanoğluna bir hikaye anlatmasını tembihler. Bu hikaye, Kertler ve Loklar'ın hikayesidir. Yer yer komik, okuması keyifli.

Aşk, Şeytan ve ÖYS Üçgeninde Bir Faust: Günümüzdeki adı YGS-LYS olan sınava hazırlanan Serdar, tembel bir öğrencidir ve hayal aleminde gezmeyi sever. Dershanede sürekli en başarısız sınıfta yer alır ve daha yukarısı için çalışsa dahi gerçekleştiremeyeceğini düşünür. Fakat günün birinde gördüğü rüya, dinlediği şarkı ve dershanedeki -kendi deyimiyle- "inek" bir kız arasında bağ kurulur. Serdar o andan sonra Aşkın adlı bu kıza aşık olduğunu fark eder. Belli bir süre içerisinde hayatındaki bazı şeyler değişecektir. Sonuyla şaşırtan bir öykü oldu, devamını merak ettirecek türden.

Hayalet Gemi'nin 14 Delisi: Kitabın on birinci ve son öyküsü "Hayalet Gemi'nin 14 Delisi". 47 sayfalık uzun bir distopik öykü. 5.Dünya Savaşı'nın patlak verdiği, teknolojinin son demlerinde olduğu, dünya nüfusunun hızla azaldığı ve kıtaların birer birer sulara gömüldüğü bir gelecek tasviriyle selamlıyor bizi Doğu Yücel. Tüm dünyanın umudu kesilmişken, 14 deli, "Hayalet" adını verdikleri gemiyle bir yolculuğa çıkıyor, yanlarında bir de öykünün anlatıcısı bulunuyor. Ufacık bir umuda tutunan bu deliler (aslında dahiler) tayfası denizler ve okyanuslarda araştırmalar yapıyor. "Umut" kavramını eşeleyen ve insanlığımızı sorgulatan güzel bir öyküydü. En sevdiğim bu oldu hatta. Kitap adına da iyi bir kapanış oldu.

"Umut, hele günümüzde, kötü bir şey; umut insanı boğabilir."

18 Nisan 2014 Cuma

Dexter (5.Sezon)

Henüz izlemeyenleri üzebilecek bilgiler içermektedir. (Yazı iki ay önce yazılmıştır.)

Önceki sezonlara oranla 5.sezonu daha kısa bir süre içerisinde bitirdim. Bunda konunun sürükleyici olmasının yanı sıra, izlemek için bolca vaktimin olmasının da etkisi var tabii.

Geride kalan dört sezona da umutla başlamıştım lakin 5.sezon için bu durum geçerli değildi. Koskoca diziyi yarıladığım esnada gerçekleşen olay, beni dizinin geleceği konusunda karamsarlaştırmıştı. Rita'nın ölümünden bahsettiğimi tahmin etmişsinizdir. Rita'sız Dexter eksik kalacak gibi gelmişti bana. Hem karakter bazında, hem de dizi.

Senaristler ben ve benim gibi düşünen birçok dizi hayranını şaşırtacak bir senaryo hazırlamışlar 5.sezona. Rita'yı tamamen unutmamızı sağlayamasalar da, Lumen adlı karakterle buna çok yaklaştıklarını itiraf etmeliyim.

Daha ilk bölümden itibaren Dexter'a musallat olan bu bağyan, sezon finaline dek büyük bir aşama kaydetti ve bir anda onu izlemekten çok keyif aldığımı fark ettim. Özellikle Dexter'la çok iyi bir ikili oldular ve birbirlerine de oldukça yakıştılar.

5.sezonun ağırlıklı konusu "Varildeki Kızlar Davası"ydı. Dexter, üstün iz sürme yeteneği sayesinde sorumlu kişiyi bulup masasına yatırıyor. Boyd Fowler adlı bu adamı tam öldürdüğü esnada bir kadının kendisini gözlediğini fark ediyor. Bu kadın, 5.sezonda çok önemli bir rolü olan Lumen.

Bir süre sonra bu olayın tek sorumlusunun Fowler olmadığı, ona yardım eden dört kişi daha olduğu ortaya çıkıyor. Lumen'in de yardımlarıyla bu adamları tek tek tespit eden Dexter, hem öldürme arzusunu yerine getirerek kendisini tatmin ediyor, hem de Lumen'in intikamını almış oluyor. Çünkü Lumen diğer on iki kadın gibi öldürülmedi, o on üçüncü kadın ve Dexter sayesinde tekrar eski hayatına dönebildi.

Ama durum böylesine basit bir şekilde ilerlemiyor elbette. Dexter'ın çok daha önemli dertleri var.

Rita'nın ölümünden sonra yaşadıkları evden ayrılan Dexter ve çocuklar, Debra'nın evine sığınırlar. Astor'ın bitmek bilmeyen ergen davranışları Dexter'ı çileden çıkarsa da, bunun için kökten bir çözüm bulamaz. Astor, annesinin ölümü için Dexter'ı suçlamaktadır. Cody ise aksine Dexter'ı her zamanki gibi çok sevmektedir.

Büyük bir karmaşanın içine sürüklenen Dexter'ı ise yine Astor kurtacaktır. Onu sevmediğini söyleyen Astor, artık anneannesi ve dedesinin yanında kalmayı tercih ediyor. Cody her ne kadar istemese de, Dexter'ın da söylediklerini düşünmesiyle birlikte, en doğru kararın ablasının yanında kalması olduğuna karar veriyor. Astor ve Cody'nin gidişiyle birlikte iyice yalnız kalan Dexter, Harrison'la baş başa kalıyor ve bu sayede de Dexter'ın ne kadar sevimli bir baba olduğunu görmüş oluyoruz.

Bir süre sonra Harrison'a bir bakıcı gerekiyor, Debra ve Dexter ikilisi bu konuda ince eleyip sık dokuyorlar ve sonunda Harrison'a göre bir dadı bulabiliyorlar.



Dexter'ın sorunları bunlarla da sınırlı değil üstelik.

Uzun zamandır gözleri Dexter'ın üzerinde olan ekip arkadaşı Quinn, Dexter'ı takip edeyim derken az kalsın işinden oluyordu. Bununla da akıllanmadı ve Stan Liddy adlı adamı Dexter'ın peşine taktı. Bu da son ve en büyük hatası oldu. Debra'yla bir ilişkiye yelken açması sonucu Dexter'a olan ilgisini kaybediyor Quinn, hem de Liddy'nin Dexter hakkındaki tüm gerçekleri ortaya çıkardığı bir anda. Her ne kadar Dexter'ın sırrı biz izleyicilerde saklı olsa da, ve onu çok sevsek de, Quinn'in durumuna da üzülmeden edemedim. Az kalsın Liddy cinayeti üzerine kalacaktı fakat bunu Dexter önledi. Quinn'in sonunun da 2.sezondaki James Doakes gibi olmasından korkmuştum hatta ama güzel bir şekilde sonuca bağlandı bu olay. Quinn artık Debra'ya aşık ve Dexter'a da büyük bir iyilik borcu olan adam.

Jordan Chase adlı adam bu beş kişilik katil grubunun sonda kalan üyesiydi. Kendisinin TV yıldızı olması sebebiyle tüm gözler onun üzerinde olduğundan, Dexter ve Lumen'in daha da dikkatli olmaları gerekiyordu. Neyse ki bu iş de halloldu ve sezon finalinde Jordan da ortadan kalktı. Fakat sezonun kırılma noktası da tam bu esnada yaşandı.

Debra gibi işine aşık bir dedektifin karşısındaki perdenin arkasında yer alan "yasa dışı kahramanlar"ı serbest bırakması olacak şey değildi. Seride beni en çok şaşırtan kısım bu sahne oldu. Biraz zorlama gibi miydi, yoksa normal bir davranış mıydı Debra'nınki, bilemeyeceğim...

5.sezon çok güzeldi evet, fakat sezon finalinde Lumen'in gidişi beni çok üzdü. Dexter'la birlikte ne de güzel olmuşlardı. Eğer Lumen kalsaydı 5.sezon en sevdiğim derdim fakat şimdi diyemeyeceğim. Yine de Lumen'in hatırına, sıralamamı şu şekilde yapacağım:

4 - 2 - 5 - 1 - 3